Neredeyse 1 ay oldu yazmayalı.
Bu dönemde hayat biraz orasından, biraz burasından koşturmaca ile geçti....
Çok şey yaptım ve yapmaya devam ediyorum.
Kurban Bayram'ı harika geçti. Tabii en önemli faktör Nim'in Ankara'ya gelmesiydi. Boş olan Ankara sanki bize kalmıştı. İnsan sevdikleri ile geçirdiği zamana bir türlü doyamıyor.
Birçok kitap okudum bu arada da. Bunlar içinde bir tanesini paylaşmak istiyorum. Misha Defonseca'nın Kurtlarla Yaşam. YKY tarafından yayınlanmış bir roman. Nazi Almanya'sının karanlık zamanlarında küçük bir kızın mücadelesi. Esasında yayınlandığı zaman bir hayat hikayesi olarak zannedilmiş. Ancak hem kitaptaki olaylar, hem de hayat hikayesinin karakterleri incelendiğinde yaşanmış değil kurgulanmış olduğu anlaşılmış. Bir de kitabın hem kahramanı hem de yazarı olan Misha'nın itiraf mektubu da buna eklenince bu kitabın bir kandırmaca değil yaşanmış olduğunu bildim. Misha itiraf mektubunda;
"Kandırıldığını hisseden herkesten özür diliyorum, ama yalvarırım kendinizi her şeyini kaybetmiş, dipsiz bir yanlızlık uçurumuna yuvarlanmış ve hayatta kalma savaşı veren dört yaşında bir kızın yerine koyun ve tek isteğimin acımı biraz olsun hafifletmek olduğunu anlayın."
Bu satırları kitabında sonunda okuduğumda itiraf etmek gerekirse herkesin hayatta kalma savaşı vermişliği ile duygulandım. Hangimiz bu savaşı vermiyoruz ki? Misha da vermiş ve hayalinde yarattığı kurtlarla yaşamış. Ya biz nelerle veya kimlerle oluyoruz bu savaşta?
Misha'nın yaşadıkları gerçek veya değil, bu değil bence konu olması gerekenler. Bence Misha çok cesur minik bir kız çocuğu yüreğimizde yaşattığımız.
Savaşçı olabiliriz hayatta, mesela bir akıncı veya amazon; ama asıl güç yüreğimizde saflığı koruyan o minik elli dev yürekli kahramanlar....Kimisi kırmızı ayakkabı giymiş minik kız olsun, kimisi kısa pantalonlu minik erkek olsun; hepsi bizim ellerimizden tutuyor hayat savaşına giderken.