En son geçtiğimiz Kasım ayında yazmışım. Bir değil; iki ay geçmiş.....Ooooo çok şey okudum, çok şey yaşadım....
Öncelikle babamın rahatsızlığı ile ailemin tekrardan İstanbul'a dönmeleri bendeki en büyük değişiklik oldu. Artık kısa pantolonla dolaştığım sokaklardayım sık sık. Babamla yaptığımız sohbetler, annem ile antre dedikoduları ve bir de buna anneannemin lafları eklenince hastalık nedeniyle bozulmuş aile psikolojisi kısmen düzeliyor. Artık herkes İstanbul'da. Babam, annem, anneannem ve elbette Oben....Bu durumda beni tek sıkıştıran şey özlem...
İşler her zaman yoğun...Mutlaka bir şeylerin yetişmesi gerekiyor. Sen yetişmesen bile işler bir şekilde yetişiyor.
Epey okudum bu arada....Elif Şafak, İhsan Oktay Anar, İskender Pala, Sadettin Ökten çok değerli misafirlerimdi....
Bu satırları yazmadan önce enerji, moral ve gönül seviyemde oldukça hızlı bir yükselme oldu. Ocak ayı bitiyor ve artık yeni yıla dair satır başlarının atılmasının zamanı geldi de geçiyor.
Bu sene şunu yapacağım, bunu edeceğim demeyeceğim...Planlarımı daha sık güncelleyeceğim. Kısır döngüden kurtulup daha üretken olunmalı değil mi?
Servis sayesinde bol bol okuyorum. Ama iş yazmaya gelince tıkanıyorum. Bunu aşmalıyım. Hem kitap hem defter ki aman Oben duymasın, daha boş büyük yeşil defter....
Bu sene daha sağlıklı beslenme fikri kafamda iyice yer etti. Tabii bunda Oben'in katkısı da çok büyük....
Oben ile daha fazla tiyatro, sergi ve konser faaliyetlerine katılmayız.
Bir de daha fazla KOZA!
Şimdi verimli bir Şubat, Mart, Nisan,....bir sene beni bekliyor.